Çıplak Ayaklar

ciplak_ayaklar

40’lı yaşlarda, iyi eğitimli, varlıklı, evli ve 4 çocuk babası, iyi standartlarda bir yaşantısı olan, çevresinde sayılan sevilen, güç ve nüfuz sahibi bir işadamı…. birçok kişinin sahip olmak istediği bir yaşantıya sahip… sadece ailesine değil, çevresinde bulunan çoğu kişiye maddi ve manevi yardım eli uzatan, yoğun iş hayatından fırsat buldukça fakiri, garibanı kimliğini açık etmeden koruyup kollayan, maddi destekte bulunan biri… hobilerine, dostlarına, okumaya, gezmeye vs zaman ayırabiliyor, hayatını plaza duvarlarına mahkum etmeyenlerden…. ancak yaklaşık bir yıldır hüzün, üzüntü, karamsarlık, stres, yaşamı ve varoluşu fazlası ile sorgulama, yaşamdan keyif almama, uykusuzluk, isteksizlik gibi şikayetler ile psikolojik yardım arayışında ve gittiği birkaç psikiyatri kliniğinde genel tanı “depresyon”… “değilim diyordu, ben depresyonda değilim, ben herkesin ayağını giydirdim de bir kendi ayaklarımı giydiremedim… çocukluğumdaki çıplak ayaklarımı giydiremediğimden, şimdi nerde çıplak ayaklı bir çocuk görsem giydirme çabasındayım.. Bunca varlık sahibi oldum ama halen üşüyor ayaklarım…bana ayaklarımı nasıl ısıtacağımı öğretin…depresyonu değil…” geçmişin kapanmayan, ince ince sızlayan yaraları varlığını hep sürdürüyor…

Yrd. Doç. Dr. Elif Güneri (Uzman Klinik Psikolog)

Anne Babaların Ergenlik Dönemindeki Çocuğuna Yaklaşımı Nasıl Olmalı

ergenle-etkili-iletisim

Ergenle İletişim

 

Ergenlik çocuklar için duygusal, sosyal, toplumsal ve cinsel birçok değişikliği beraberinde getiren bir dönemdir. Bu değişiklikler çocukta içsel çatışmalara sebep olur. Ergenin bu dönemi doğru bir şekilde atlatabilmesi için en önemli sorumluluk aileye düşmektedir. Çocuk ergenlik dönemine girdiğinde hangi konumda olduğunu bilememektedir. Aile bu dönemde çocuğa rehberlik edecek ve tecrübeler kazanmasına destek olacak kurumdur.

Ebeveyn tutumları birçok kaynakta farklı gruplar halinde ele alınmıştır. Aslında nasıl ayrıldığı değil ailelerin kendi davranışlarını ve bu davranışların sonucunu öğrenmeleri önemli olandır.

Bazı aileler ergene söz hakkı vermez, ergenin tıpkı küçüklüğünde olduğu gibi ailenin sözünden çıkmamasını ve aileye itaat etmesini ister. Fakat ergen artık çocuk değildir. Ergenlikle birlikte kişiler kendilerinin bireyselleştiğini ve büyüdüklerini gösterme çabası içine girerler. Bu tip ailelerde buna izin yoktur. Bunun sonucu olarak ergen hayal kırıklıkları yaşar, kendisini önemsiz hisseder, kendine güven duygusu zedelenir, topluluklar arasına girmekten çekinir, içine kapanır, belki sıra dışı arkadaş gruplarına katılarak kendisini gösterme çabası içine girebilir.

Teenage boy in troubles

Anne Babanın Ergenle İletişimi Nasıl Olmalı

Ergenlik dönemi birçok açıdan ergenin çatışmalar yaşadığı dönemdir. Ebeveynlerin ergenleri kontrol altına alarak baskıcı bir tavırla yetiştirmeye çalışmaları onların isyankartavırlar sergilemesine ve aile ile çatışmalar yaşamasına sebep olmaktadır. Ergenin bir yandan aile ile çatışırken bir yandan da otoriteye karşı ihtiyaç hissedecek olması, duygusal gerginlikler yaşamasına sebep olacaktır.

Ergeni bir şeyler yapmaya zorlamak kısa vadede geçerli bir yöntemdir. Bu tarz yaklaşımlarda ergen doğrunun ne olduğunu öğrenemeyecek koyulan yasaklar nedeniyle o anlık davranışı yapmayacaktır. Fakat aile baskısının kalktığı ortamda ergen o davranışı yerine getirecektir. Yapılması istenilen davranış zorlanarak yapılmak yerine nedenleriyle açıklanırsa ergen davranışın olumlu olumsuz yönlerini öğreneceği için aile baskısının olmadığı ortamda da o davranışı yapma olasılığı azalacaktır.

Bazı ailelerde ergenin büyüdüğü kabul edilmek istenmez. Aile ergen yerine tüm sorumluluğu üzerine alır ve ergenin yapması gereken her şey ebeveynler tarafından yapılır. Ergen kırılmaması ve yıpranmaması için koruma altında yetiştirilmeye çalışılır. Bu ailelerde ergenin kendine güven duygusu gelişmez ve bağımlı birey haline gelir. Tek başına karar alamaz, doğru ile yanlışı ayırt edemez, ailenin olmadığı ortamda ne yapacağını bilemez hale gelebilir. Bu tip ergenler genellikle arkadaş çevrelerinde dalga geçilen ve dışlanan kişiler olurlar. Bu da ergenin iyice içine kapanmasına, güven duygusunun zedelenmesine ve sosyalleşememesine sebep olur.

Bazı ailelerde anne baba arasında uyumsuzluk söz konusudur. Annenin evet dediği şey baba tarafından reddedilir, babanın evet dediği şey anne tarafında reddedilir ya da aynı olaya başka günlerde farklı cevaplar verilebilir. Bu tip ailelerde ergen ebeveynlerden birine kendini daha yakın hissederken diğerinden giderek uzaklaşabilir ya da bu durumu fark eden ergen hangi ebeveynden hangi olaya evet cevabını alabilecekse o ebeveyne yaklaşabilir. Bu, ergenin anne babayı kullanmaya başlamasına sebep olur ve ergen bir süreden sonra yapmış olduğu olayların yanlış olup olmadığına bakmaksızın nasıl ceza almadan ya da kızılmadan atlatabileceğine bakar bu da ergenleri her türlü hatayı yapmaya açık hale getirir.

Anne Genç Kız İlişkisi

Anne Genç Kız İlişkisi

Bazı ailelerde ise ergen bir birey olarak kabul edilir. Ergenin de tıpkı anne baba gibi fikirleri konuşulur, ergene değer verilir, ilgileri ve seçimleri önem arz eder. Bu tip ailelerde kendini tanıyan, güvenen bireyler yetişir. Bu ergenler hatalardan uzak durması gerektiğini bilen, hangi durumda nasıl davranması gerektiğini bulabilen, sosyal ilişkileri gelişmiş, kendini ifade edebilen bireyler olurlar.

Unutulmaması gerek şey ergen değer görmek ister. Bu yüzden ergen ile konuşmak en önemli davranışlardan biridir. Eğer ki ergene fikirleri sorulur ve davranışlar karşısında karşılıklı olarak konuşulabilirse ergen aileden çekinmez. Hata bile yapmış olsa ailesine rahatlıkla danışıp çözüm yolları araştırabilir.

Ergenlik Döneminde Çocuğa Yaklaşım Nasıl Olmalı?

A teenage girl comforting her friend

Ergenlik çocuklar için duygusal, sosyal, toplumsal ve cinsel birçok değişikliği beraberinde getiren bir dönemdir. Bu değişiklikler çocukta içsel çatışmalara sebep olur. Ergenin bu dönemi doğru bir şekilde atlatabilmesi için en önemli sorumluluk aileye düşmektedir. Çocuk ergenlik dönemine girdiğinde hangi konumda olduğunu bilememektedir. Aile bu dönemde çocuğa rehberlik edecek ve tecrübeler kazanmasına destek olacak kurumdur.

Ebeveyn tutumları birçok kaynakta farklı gruplar halinde ele alınmıştır. Aslında nasıl ayrıldığı değil ailelerin kendi davranışlarını ve bu davranışların sonucunu öğrenmeleri önemli olandır.

Bazı aileler ergene söz hakkı vermez, ergenin tıpkı küçüklüğünde olduğu gibi ailenin sözünden çıkmamasını ve aileye itaat etmesini ister. Fakat ergen artık çocuk değildir. Ergenlikle birlikte kişiler kendilerinin bireyselleştiğini ve büyüdüklerini gösterme çabası içine girerler. Bu tip ailelerde buna izin yoktur. Bunun sonucu olarak ergen hayal kırıklıkları yaşar, kendisini önemsiz hisseder, kendine güven duygusu zedelenir, topluluklar arasına girmekten çekinir, içine kapanır, belki sıra dışı arkadaş gruplarına katılarak kendisini gösterme çabası içine girebilir.

Ergenlik dönemi birçok açıdan ergenin çatışmalar yaşadığı dönemdir. Ebeveynlerin ergenleri kontrol altına alarak baskıcı bir tavırla yetiştirmeye çalışmaları onların isyankar tavırlar sergilemesine ve aile ile çatışmalar yaşamasına sebep olmaktadır. Ergenin bir yandan aile ile çatışırken bir yandan da otoriteye karşı ihtiyaç hissedecek olması, duygusal gerginlikler yaşamasına sebep olacaktır.

Ergeni bir şeyler yapmaya zorlamak kısa vadede geçerli bir yöntemdir. Bu tarz yaklaşımlarda ergen doğrunun ne olduğunu öğrenemeyecek koyulan yasaklar nedeniyle o anlık davranışı yapmayacaktır. Fakat aile baskısının kalktığı ortamda ergen o davranışı yerine getirecektir. Yapılması istenilen davranış zorlanarak yapılmak yerine nedenleriyle açıklanırsa ergen davranışın olumlu olumsuz yönlerini öğreneceği için aile baskısının olmadığı ortamda da o davranışı yapma olasılığı azalacaktır.

Bazı ailelerde ergenin büyüdüğü kabul edilmek istenmez. Aile ergen yerine tüm sorumluluğu üzerine alır ve ergenin yapması gereken her şey ebeveynler tarafından yapılır. Ergen kırılmaması ve yıpranmaması için koruma altında yetiştirilmeye çalışılır. Bu ailelerde ergenin kendine güven duygusu gelişmez ve bağımlı birey haline gelir. Tek başına karar alamaz, doğru ile yanlışı ayırt edemez, ailenin olmadığı ortamda ne yapacağını bilemez hale gelebilir. Bu tip ergenler genellikle arkadaş çevrelerinde dalga geçilen ve dışlanan kişiler olurlar. Bu da ergenin iyice içine kapanmasına, güven duygusunun zedelenmesine ve sosyalleşememesine sebep olur.

Bazı ailelerde anne baba arasında uyumsuzluk söz konusudur. Annenin evet dediği şey baba tarafından reddedilir, babanın evet dediği şey anne tarafında reddedilir ya da aynı olaya başka günlerde farklı cevaplar verilebilir. Bu tip ailelerde ergen ebeveynlerden birine kendini daha yakın hissederken diğerinden giderek uzaklaşabilir ya da bu durumu fark eden ergen hangi ebeveynden hangi olaya evet cevabını alabilecekse o ebeveyne yaklaşabilir. Bu, ergenin anne babayı kullanmaya başlamasına sebep olur ve ergen bir süreden sonra yapmış olduğu olayların yanlış olup olmadığına bakmaksızın nasıl ceza almadan ya da kızılmadan atlatabileceğine bakar bu da ergenleri her türlü hatayı yapmaya açık hale getirir.

Bazı ailelerde ise ergen bir birey olarak kabul edilir. Ergenin de tıpkı anne baba gibi fikirleri konuşulur, ergene değer verilir, ilgileri ve seçimleri önem arz eder. Bu tip ailelerde kendini tanıyan, güvenen bireyler yetişir. Bu ergenler hatalardan uzak durması gerektiğini bilen, hangi durumda nasıl davranması gerektiğini bulabilen, sosyal ilişkileri gelişmiş, kendini ifade edebilen bireyler olurlar.

Unutulmaması gerek şey ergen değer görmek ister. Bu yüzden ergen ile konuşmak en önemli davranışlardan biridir. Eğer ki ergene fikirleri sorulur ve davranışlar karşısında karşılıklı olarak konuşulabilirse ergen aileden çekinmez. Hata bile yapmış olsa ailesine rahatlıkla danışıp çözüm yolları araştırabilir.

Nasıl Söylerim Öldüğünü…

cocuklara-olumu-anlatmakÇocuklar yakınlarından herhangi birini kaybetmemiş bile olsalar ölümü haberlerden, dizilerden, çizgi filmlerden duyarlar. İlk zamanlar ölüm çocuk için tam olarak anlaşılamayan ve duygu içermeyen bir kavramdır. Dil gelişimi ile birlikte soru sorma çağında ölümü sorgulamaya başlarlar. Yetişkinlerin verdiği yanıtlar üzerinden anlar ve anlamlandırırlar.

ÇOCUKLARIMIZA ÖLÜMÜ NASIL ANLATMALIYIZ?

Ölüm kavramı zamanla anlaşılan bir kavramdır. İnsanlar için çoğu zaman merak edilen ve korkutan bir şey olmuştur. Çocuklarda ise kelimenin ve olgunun tam anlamıyla kavranamadığı gözlenir.

Okul öncesi dönemdeki çocuklar ölümü tam ayırt edemezler. “Ölmüş kişi”nin kendisi gibi olmadığını fark ederler ancak niye olduğunu anlamazlar. Bazı çocuklar için uykuyla aynı anlama gelebilir. Bu yaştaki çocukların oyunlarında gözlerini kapatıp uyuyarak ölü taklidi yaptıkları görülür. Dolayısıyla gözlerini açtıklarında hayatlarına devam ederler. Bu şekilde ölümün bu yaştaki çocuklarda bir son ifade etmediği görülür. Yolculuğa çıkan, giden biri olduğunu ama geri döneceğini düşünürler.

5-9 yaşları arasında zaman algısının oluşmasıyla ölen kişinin “sonsuza dek” gelmeyecek olmasını kavramaya başlarlar, dolayısıyla ölümün bir son ifade ettiğini algılarlar. Ama kendisi dışındakiler için geçerli olduğunu zannederler.

9-13 yaşları arasında yaşam ve ölüm arasındaki bağı kurarlar ve tüm canlılar için ölümün geçerli olduğunu anlarlar.

Büyüme sırasında çocukların sorularına maruz kalan aileler bu konu hakkındaki soruları nasıl cevaplayacaklarını bilemezler. Çocuk ölümle ilgili sorular sormaya başladığında yetişkinlerin çocuğun sorularını geçiştirmeden cevaplayacak bir ortam yaratılması ve merak ettiği soruları sormasına izin verilmesi gerekmektedir. Geçiştirmek ya da “sen daha küçüksün” mesajı ileten yorumlarda bulunmak çocuğun merakının artmasına sebep olmaktadır. Bu konuda hakkında konuşmak için yeterince büyüdüğünü hissettirmek önemlidir. Aynı zamanda ölümle ilgili anlatılacaklar çocuğun yaşına ve gelişim özelliklerine göre şekillendirilmelidir. Asıl hedef merak ettiği bilgi kadarını açıklamak, gereğinden fazla bilgi aktarmamaktır.

Yapılan açıklamalarda çarpıtılmış bilgiden kaçınılmalı ve kelimeler özenle seçilmelidir. Teknik açıklamalar yapmak ya da korkutucu olan kısmı vurgulamak doğru değildir. Çocuğun farklı hayal edeceği normal hayattan kavramlarla açıklamak kavram kargaşasına ve bazı problemlere yol açabilir. Örneğin; çocuğa ölümü uykuyla birleştirip anlatmak uyku problemlerine sebep olabilir.

Kayıp ve Yas

Sevilen kişinin kaybını ardından yakınları ve sevenlerinin yaşadığı yas normal bir süreçtir. Sevilen kişinin artık olmayacak oluşu kişilerde üzüntü yaratır. Bu üzüntülü süreç bir dönem kişiyi normal hayatına devam etmekten alıkoyabilir. Yetişkinlerin bile çoğu zaman baş etmekte zorlandığı gözlenen bu süreçte çocuğun yaşadığı süreç daha zor olabilmektedir. Yas dönemi ağlama, üzüntü, içe kapanma, enerji kaybı, günlük işlere yönelik isteksizlik gibi belirtilerin yaşandığı dönemdir. Uyku ve yemekle ilgili problemler bu şikayetlere eşlik edebilir. Haber ilk alındığında şok, inkar ve korku gibi tepkiler gözlenebilir. Bu tepkilerin ortaya çıkması kaybedilen kişinin yakınlığına, kaybın meydana geliş şekline göre değişebilmektedir.

Henüz bir yetişkin gibi olmayan çocuklar ise yetişkinlerden farklı şekilde kendi dönemlerine özgü tepkiler verirler. Haberi ilk duyduklarında ağlayabilir, bağırabilir, saldırmak isteyebilir ya da hiçbir şey olmamış gibi yaşantılarına ve oyunlarına geri dönebilirler, bu konu hakkında konuşmamayı tercih edebilirler. Burada çocuklar yoğun olarak yalnız kalmanın endişesini yaşarlar. Olayı anlayamadıkları ve bu endişeyle nasıl başa çıkacaklarını bilemedikleri için sevilen kişinin ölümünü kabul etmeyebilirler. Bazı çocuklar kendi başına gelmesinden korkabilir, diğer sevdiği kişileri de yitirme endişesi taşıyabilir. Bazıları ise kendi davranışları yüzünden o kişinin gittiğini düşünür, terk edildiğini zanneder ve kendilerini suçlarlar.

Bu tepkilerin ortaya çıkması bazı önlemlerle engellenebilir. Öncelikle bu tepkilerin hoşgörüyle karşılanması ve geçici olduğunun unutulmaması gerekmektedir. Burada yetişkinlerin çocuğa olan yaklaşımı önem kazanmaktadır. Ölüm haberini çocukla paylaşmak için fazla beklememek gerekir. Etrafından olan biteni fark eden fakat anlamlandıramayan çocuk huzursuz olur. Bu gibi durumlarda bir yetişkinin varlığı bu dönemin daha rahat atlatılmasını sağlar. Çocuğun güvendiği kişi kendi üzüntülü sürecini kontrol altına aldıktan ve çocuğun vereceği tepkileri karşılayabilecek gücü kendinde bulduktan sonra çocukla konuşmalıdır. Sevildiğini ve güvende olduğunu deneyimleyen çocuk endişesini daha kolay geride bırakabilecektir.

Çocukla konuşurken gerçekler, kısa ve net bir şekilde anlatılmalıdır. Ölümün ne olduğu ve ölen kişiye ne olduğu konusunda anlayabileceği kadarını aktarmak ve bundan sonra onu nelerin beklediği konusunda bilgilendirmek gerekir. Daha sonra soru sormasına izin vererek endişesi ve merakını giderebilirsiniz. Diğer yakınlarının yanında olacağını ve onu bırakmayacağını vurgulayabilirsiniz. Bunun yaparken o kişinin olmayacak olmasından sizin de üzüntü duyduğunuzu göstermeniz çocuğun yalnız olmadığını hissetmesini sağlar. Bu açıklamaları yapmış olsanız bile çocuğun yaşadığı durumun üstesinden gelmesi için zamana ihtiyacı olduğunu ve yetişkin desteğiyle bu süreci daha sağlıklı atlatabileceğini aklınızdan çıkarmayın.

Psikoloğa mı gitmeliyim? Psikiyatriye mi gitmeliyim?

psikolog-mu-psikiyatrist-miPsikologlar Üniversitelerin fen edebiyat veya sosyal bilimler fakültelerinden 4 veya 5 yıl ( hazırlık okuduysa) eğitim aldıktan sonra üzerine 2 yıl yüksek lisans ileri Eğitimini Alıp Uzmanlık kazanmış ruh sağlığı profesyonelleridir. 7 yıllık Eğitim’in üzerine bir de 4 yıllık doktora eğitimi alarak 11 yıllık üniversite eğitimi ile doktor psikolog olurlar. Sanıldığı gibi 4 yıl üniversiteyi bitiren psikolog olmaz sadece psikoloji bölümü mezunu olur. 11 yıllık üniversite Eğitimine ek olarak birçok psikolojik test ve terapi Eğitimini de ÇOĞU kez yetkili bir kuruluştan ve kendisini süpervize edecek bir hocasından tamamlar ki bu eğitimler aslında tüm meslek Hayatımız boyunca sürmekle birlikte en az 3 yıl almaktadır. Dolayısıyla bir psikologun yetişmesi 10-14 yıl gibi bir eğitim sonucunda gerçekleşir ve bu psikologlar terapist ünvanını da kullanmaya hak kazanırlar. Psikiyatristler Üniversite’lerin tıp fakültelerinde 6 yıllık tıp eğitiminin ardından TUS Sınavı’nda psikiyatriyi seçerek 5 yıllık asistanlık eğitimi daha alırlar. Toplam 11 yılın sonunda uzman psikiyatrist olarak mesleklerine başlarlar. Anladığınız üzere her iki meslek grubu da oldukça uzun bir eğitim Sürecinden geçmektedirler. Peki psikolog/ psikiyatrist çalışma Alanında nasıl ayrılır. Psikologlar psikoterapi ile çalışırken ilaç yazmazlar. Psikiyatrist ilaç yazar ve Eğitimini aldıysa psikoterapi de uygulayabilir. Ancak psikologun psikoterapi eğitimi alması zorunludur. Bu Yazıyı insanlar bu iki meslek grubunu daha iyi tanısın ki ne zaman kimden ne şekilde yardım isteyeceğini iyi bilsin diye kaleme aldım çünkü maalesef her iki meslek grubunda da mesleki sınırını koruyamayan etik dışı çalışan kişiler var. İlaç yazan psikolog olduğu gibi eğitim almadan psikoterapiye kalkışan psikiyatristler gibi.. Gittiğiniz psikologun/ psikiyatristin diplomasına sertifikalarına bakma hakkınız OLDUĞUNU hatırlatmak isterim.

Yrd. Doç. Dr. Elif Güneri